(8 Mart Kadınlar Günü kutlu olsun...)
SANA TABİİ Kİ BÜTÜN ŞİİRLERİM
Sana tabii ki bütün şiirlerim;
Sen o kadın değil misin
Rüyalarımda beni mest eden,
Uyanmak istemediğim sevdası uğruna...
Sen o kadın değil misin
Her gece bana sevda ninnileri söyleyen,
Bir çeşmesinin başında su içerken Anadolu'mun
Yaralı yüreğinden kana kana,
Bir barak havası okurken
Elleri nasırlı Aşık Hasret,
Yüreğimden geçen
Ve belki de
Zaten "uğruna düştüğüm yolların"
Üzerinde yokluğuna susayarak
Durduğum o çeşme başında,
Sazın sesine verem
Ağlaya ağlaya yol çürüttüğüm.
Sana tabii ki bütün şiirlerim;
Sen o kadın değil misin
Ak ellerinden su içtiğim
Bir Anadolu köyünde,
Ak elleri kınalı
Anam, bacım, yarim, namusum
Bir mavzerin tam ucuna dayanmışken mermi
Ve başım beynim dönüyorken toprağın hasretinde,
Toprağın kokusu gibi içime çektiğim.
Sen o kadın değil misin
Eline diken battığında tarlada
Yüreğimin acıdığı.
Sana tabii ki bütün şiirlerim;
Sen o kadın değil misin
Koynunda bebelerini soğuktan koruyan,
Yemeyip yediren
İçmeyip içiren,
Tam alnının ortasına
Kömürle yazılan yazgıya
Evlatları uğruna katlanmayı göze alan,
Bağıra bağıra yürek,
Bağıra bağıra tarladaki
En çalışkan en emekçi bilek sahibi.
Sen o kadın değil misin
Gerçek efendisi sarı başakların
Masamdaki aşımın işçisi.
Sana tabii ki bütün şiirlerim;
Sen o kadın değil misin
Çocuklarının annesi,
Kocasının yeri geldiğinde şefkat
Yeri geldiğinde şehvet abidesi.
Sana tabii ki bütün şiirlerim
Sen o kadın değil misin
Acıya tebessüm eden,
Ayazından çatlamış elleriyle
Anadolu'mun topraklarında
Her şeye rağmen
Sevmeyi bilen...
Sana tabii ki bütün şiirlerim
Anamsan anam eli öpülecek,
Bacımsan bacım karındaşım,
Yarimsen yarim hasretim;
Benim senden gayrı
Uğruna can verecek
Kimim var ki?
Sana tabii ki bütün şiirlerim...
Koray Sıpçıkoğlu (Midemde Kelebekler - Sek Aşk Şiirleri isimli kitabından)
7 Mart 2010 Pazar
3 Ocak 2010 Pazar
BOŞLUĞA GERDİM BEDENİMİ
Boşluğa gerdim bedenimi. Yokluğunun boşluğuna. Yokluğunun yoksulluğuna dayanamadım, astım kendimi boşluğa. Hiçbir şey gerekmedi ne ip ne direk. Kendim yaptım, yardım istemeden hiç kimseden.
Geçen bahar beraber koklamıştık çiçekleri, bu bahar koklamadım. Bu bahar baharın geldiğini bile anlamadım. Akşamlar tümüyle hüzünlü geçti. Ay, bahçedeki dut ağacının ardından her göründüğünde seni düşündüm. Akşamdan gizli ağladım, karanlıktan saklandım epey zaman.
Seni düşünerek boşluğa gerdim bedenimi. Gencecik bir bedende hasretin kırışıklıkları ve sensiz geçen upuzun anların yorgunluğu, sevdanın yüreğime ağırlığıyla birleşince boşluk bile taşıyamadı her zerresi sen olan bedenimi.
Kavgaların orta yerinde bir sevda çiçeğiydi aşkın. Kadeh kadeh devirdiğim özlemler, göz pınarlarımda Türk filmlerinden bir karede dondurulmuş yağmur damlaları gibiydi hayata karşı duruşun, hayat kavgasına. Suskun gecelerde yangın yeri bir yürek, bedenim buz gibi, ellerim buz gibi. Hiçbir çocuğa anlatılamayacak kadar acı, hiçbir çocuğun bilmemesi gereken bir sancı boşluğun tam orta yerinde. Adı ayrılık.
Boşluğa gerdim bedenimi. Aşk yorgunu kalbimin fırtına sonrası sessizliğinden kalmış enkazı, sürgüne vurulduğum sevda kasabasının en ücra köşesinde, mumun cılız alevine karışan cigaramın zıvanadan çıkmış yangınıyla boşluğa savruldu. Doğrularım yanlış, yanlışlarım yine yanlıştı. Sen hiç ses çıkarmadan seyrettin. Martılar seyretti. Gökyüzü seyretti. Ben boşluğa gerdim bedenimi.
Koskocaman bir meydanda, sevdama gıpta binlerce yürek gördüm seyirci. Bir balad söylediler üstüne, bir ağıt yaktılar. Usul usul bıraktım kendimi. Yokum artık.
Bir delicesine seven yürek türküsü bıraktım geriye. Aklına gelen söylesin. İnce ince bir acı bıraktım miras, her rüzgârda vurduğu bedene vicdan sunacak. Hiçbir sır kalmadı, her şeyi anlattım bomboş odalara, kapıları açık bıraktım isteyenler buyursun.
Boşluğa gerdim bedenimi. Yokluğunun boşluğuna.
Bu sevda boşluğa ağır geldi.
Geçen bahar beraber koklamıştık çiçekleri, bu bahar koklamadım. Bu bahar baharın geldiğini bile anlamadım. Akşamlar tümüyle hüzünlü geçti. Ay, bahçedeki dut ağacının ardından her göründüğünde seni düşündüm. Akşamdan gizli ağladım, karanlıktan saklandım epey zaman.
Seni düşünerek boşluğa gerdim bedenimi. Gencecik bir bedende hasretin kırışıklıkları ve sensiz geçen upuzun anların yorgunluğu, sevdanın yüreğime ağırlığıyla birleşince boşluk bile taşıyamadı her zerresi sen olan bedenimi.
Kavgaların orta yerinde bir sevda çiçeğiydi aşkın. Kadeh kadeh devirdiğim özlemler, göz pınarlarımda Türk filmlerinden bir karede dondurulmuş yağmur damlaları gibiydi hayata karşı duruşun, hayat kavgasına. Suskun gecelerde yangın yeri bir yürek, bedenim buz gibi, ellerim buz gibi. Hiçbir çocuğa anlatılamayacak kadar acı, hiçbir çocuğun bilmemesi gereken bir sancı boşluğun tam orta yerinde. Adı ayrılık.
Boşluğa gerdim bedenimi. Aşk yorgunu kalbimin fırtına sonrası sessizliğinden kalmış enkazı, sürgüne vurulduğum sevda kasabasının en ücra köşesinde, mumun cılız alevine karışan cigaramın zıvanadan çıkmış yangınıyla boşluğa savruldu. Doğrularım yanlış, yanlışlarım yine yanlıştı. Sen hiç ses çıkarmadan seyrettin. Martılar seyretti. Gökyüzü seyretti. Ben boşluğa gerdim bedenimi.
Koskocaman bir meydanda, sevdama gıpta binlerce yürek gördüm seyirci. Bir balad söylediler üstüne, bir ağıt yaktılar. Usul usul bıraktım kendimi. Yokum artık.
Bir delicesine seven yürek türküsü bıraktım geriye. Aklına gelen söylesin. İnce ince bir acı bıraktım miras, her rüzgârda vurduğu bedene vicdan sunacak. Hiçbir sır kalmadı, her şeyi anlattım bomboş odalara, kapıları açık bıraktım isteyenler buyursun.
Boşluğa gerdim bedenimi. Yokluğunun boşluğuna.
Bu sevda boşluğa ağır geldi.
31 Aralık 2009 Perşembe
GİDEN YILIN ARDINDAN
Zülfün yere dökülmüş. Tam toplamaya çalışırken, cumbadan gelen türküyü duydum. Ne zaman çıktın o merdivenleri, ne zaman başladın türkümüzü söylemeye? Kapınızın önünde çakılıp kalmışım; bir elimde perçemin, bir elim kalbimin üzerinde. İki dakika önce bağıran çağıran sen değildin sanki. Kızgınlığın türküne vurmuş; sol anahtarı hançer, notalar al al olmuş.
Yerler diz boyu kar. Bembeyaz bir sokakta sarı buğulu bir lamba ruhumu karartırken, perdenin arkasından gölgen gülümsedi. Kızgınlığın sevginden, belli. Belki de bu şehir etkiliyor bu kadar seni. Bu şehrin acımasızlığı, yoksulluğu, kederi. Sevgiyi zaman zaman unutma yanılgısına düşebilmek, bu şehirde yaşayanların kaderi.
Bu sene soğuk geçiyor kış. Gün boyu gömleğimin yakasından yel vurmuş farkında değilim. Biraz üşümüşüm, nefesin ısıtırmış sinemi. Saçların omzumdan el çekince hissettim bağrımdaki rüzgarı.
Yıl yine bitti, her yıl gibi. Renk değiştirdi saçlarımız bir parça daha. Toprak soğuk, su soğuk, hava soğuk. Gider ayak yüzün soğuk, göz bebeklerin sıcacık olsa da canımı acıtan ayazı yokluğunun. Türkülerin tek ısıtan yüreğimi. Aklımda kalan ezgilerdeki raksı notaların iliklerime işleyen.
Halay başı ters yöne adım attığından beri bir türlü el ele tutuşamadık bu yıl. Mendili uçtu ya, elinden gözüne düştü. Aynı hızla ters yöne dönüverince kapandı da gözlerin, her daim esen yeller biçare, uçuramadı ucu oyalı bez parçasını. Bir güvercin diledim tüm yıl. Mendili alnının ucuna konup kapacak, ufka doğru savuracak; bembeyaz bir güvercin.
Bembeyaz yollar gelin edasıyla kıvrılırken, kıvranan bir bozlak bıraktım hoyratça orta yere. Senin sesine uyar da, sen duyar mısın bilmem?
Yan bahçenin duvarına çizip karşısında ağladığımız resim karla kaplanmış. İki ağaç kondurmuştuk aşk yoluna, ortasında kalbimiz. Şimdi bütün güzellikler büyük bir yalan gibi geliyor sensiz. Ucunda parlayan bir ışık görüyorum hala. Ayıramıyorum uzun süre gözlerimi duvardan, kulağımda da cumbadan sızan türkü. Denesen bir kere cesaretimi toplayabilsem, ben de söyleyebilir miyim acaba? Delice bir düşüncedir alıyor beni.
Seni düşlüyorum; perdeden gülümseyen hayalini, bembeyaz bir güvercini gagasında oyalı bir bez parçası.
Seni düşlüyorum, elimde bir tutam perçeminden. Bembeyaz bir karanlığa doğru, dilimde cumbadan sızma türkü, ağaçlı bir yoldan yürüyorum. Şimdi çık gel desem, gelemezsin biliyorum. Yeni yılda kavuşmak ümidiyle gülüm. Seni çok seviyorum...
Koray Sıpçıkoğlu (Uçurum Hikayeleri isimli kitabından)
Yerler diz boyu kar. Bembeyaz bir sokakta sarı buğulu bir lamba ruhumu karartırken, perdenin arkasından gölgen gülümsedi. Kızgınlığın sevginden, belli. Belki de bu şehir etkiliyor bu kadar seni. Bu şehrin acımasızlığı, yoksulluğu, kederi. Sevgiyi zaman zaman unutma yanılgısına düşebilmek, bu şehirde yaşayanların kaderi.
Bu sene soğuk geçiyor kış. Gün boyu gömleğimin yakasından yel vurmuş farkında değilim. Biraz üşümüşüm, nefesin ısıtırmış sinemi. Saçların omzumdan el çekince hissettim bağrımdaki rüzgarı.
Yıl yine bitti, her yıl gibi. Renk değiştirdi saçlarımız bir parça daha. Toprak soğuk, su soğuk, hava soğuk. Gider ayak yüzün soğuk, göz bebeklerin sıcacık olsa da canımı acıtan ayazı yokluğunun. Türkülerin tek ısıtan yüreğimi. Aklımda kalan ezgilerdeki raksı notaların iliklerime işleyen.
Halay başı ters yöne adım attığından beri bir türlü el ele tutuşamadık bu yıl. Mendili uçtu ya, elinden gözüne düştü. Aynı hızla ters yöne dönüverince kapandı da gözlerin, her daim esen yeller biçare, uçuramadı ucu oyalı bez parçasını. Bir güvercin diledim tüm yıl. Mendili alnının ucuna konup kapacak, ufka doğru savuracak; bembeyaz bir güvercin.
Bembeyaz yollar gelin edasıyla kıvrılırken, kıvranan bir bozlak bıraktım hoyratça orta yere. Senin sesine uyar da, sen duyar mısın bilmem?
Yan bahçenin duvarına çizip karşısında ağladığımız resim karla kaplanmış. İki ağaç kondurmuştuk aşk yoluna, ortasında kalbimiz. Şimdi bütün güzellikler büyük bir yalan gibi geliyor sensiz. Ucunda parlayan bir ışık görüyorum hala. Ayıramıyorum uzun süre gözlerimi duvardan, kulağımda da cumbadan sızan türkü. Denesen bir kere cesaretimi toplayabilsem, ben de söyleyebilir miyim acaba? Delice bir düşüncedir alıyor beni.
Seni düşlüyorum; perdeden gülümseyen hayalini, bembeyaz bir güvercini gagasında oyalı bir bez parçası.
Seni düşlüyorum, elimde bir tutam perçeminden. Bembeyaz bir karanlığa doğru, dilimde cumbadan sızma türkü, ağaçlı bir yoldan yürüyorum. Şimdi çık gel desem, gelemezsin biliyorum. Yeni yılda kavuşmak ümidiyle gülüm. Seni çok seviyorum...
Koray Sıpçıkoğlu (Uçurum Hikayeleri isimli kitabından)
20 Şubat 2009 Cuma
SENİ KİM ANLAYACAK
Yorulma
Ne o, ne bu
Ne de başkası
Sadece iki kişi
Çoğunluk olsun diye
Yalnızlığa inatla
Biri sen
Biri kendin
Yeter de artar bile
Başka kimi istersin?
Ne o, ne bu
Ne de başkası
Sadece iki kişi
Çoğunluk olsun diye
Yalnızlığa inatla
Biri sen
Biri kendin
Yeter de artar bile
Başka kimi istersin?
5 Temmuz 2008 Cumartesi
MARTIYA SEVDALANDI BİR BALIK
Bazen bir kahraman zannederim kendimi
Aşkıma saldıran herkesi toz duman edebilecek
Bir kan dolaşır sanki damarlarımda
Bazen kocaman bir yüreğim var gibi gelir
Aşkımın ağırlığınca
Kaya gibi yoğun
Pamuk kadar hafif
Bir ağacın dalına asarım sevdamı
Bir rüzgâr alır,
Çalıp uzaklara sürükler
Bir gözlerin gelir aklıma
Bir rüzgârın çaldığı sevdam
Kahramanlığıma lanet okurum çoğu zaman
Duvar diplerinde küçük menekşeler biter
Ben gözlerini görürüm herbirinde
Bir martıya sevdalanması gibi lüferin
Bir alacakaranlık balık sevdası
Ve korkular büyümeye başlar içimde
Rüzgâra saldığım ağaç dalındaki aşkımı
Kim bilir kimlerin saçma sapan aşk oyunlarında
Kaybederim korkusu
Bir kez görebilseydim gözlerini derim
Bir kez daha koklayabilseydim yüreğini
Ve can çekişirken bir köşede
Kahrettiğim kahramanlığım
Aklıma geliverir şiir yazabildiğim
Üç dizeyle başlayan aşkımı
Destana çevirme kararı alırım
Yeni bir filiz tomurcuk verir yüreğimde
Ve rüyalara yatarım
Sırf gözlerini görebileyim diye
Az kaldı biliyorum
Üç dize daha
Beş dize daha
Şairsen aşkını yaşamalısın
Bir daha bir daha
Bir martıya sevdalı balıksın
Az kaldı sabret
Bir kaç dize sonra hazırsın uçmaya.....
Aşkıma saldıran herkesi toz duman edebilecek
Bir kan dolaşır sanki damarlarımda
Bazen kocaman bir yüreğim var gibi gelir
Aşkımın ağırlığınca
Kaya gibi yoğun
Pamuk kadar hafif
Bir ağacın dalına asarım sevdamı
Bir rüzgâr alır,
Çalıp uzaklara sürükler
Bir gözlerin gelir aklıma
Bir rüzgârın çaldığı sevdam
Kahramanlığıma lanet okurum çoğu zaman
Duvar diplerinde küçük menekşeler biter
Ben gözlerini görürüm herbirinde
Bir martıya sevdalanması gibi lüferin
Bir alacakaranlık balık sevdası
Ve korkular büyümeye başlar içimde
Rüzgâra saldığım ağaç dalındaki aşkımı
Kim bilir kimlerin saçma sapan aşk oyunlarında
Kaybederim korkusu
Bir kez görebilseydim gözlerini derim
Bir kez daha koklayabilseydim yüreğini
Ve can çekişirken bir köşede
Kahrettiğim kahramanlığım
Aklıma geliverir şiir yazabildiğim
Üç dizeyle başlayan aşkımı
Destana çevirme kararı alırım
Yeni bir filiz tomurcuk verir yüreğimde
Ve rüyalara yatarım
Sırf gözlerini görebileyim diye
Az kaldı biliyorum
Üç dize daha
Beş dize daha
Şairsen aşkını yaşamalısın
Bir daha bir daha
Bir martıya sevdalı balıksın
Az kaldı sabret
Bir kaç dize sonra hazırsın uçmaya.....
6 Mayıs 2008 Salı
Haftalık Yarı Resmi GASTE çıktı...Bu yüzdendir koşuşturmam...
Sevgili dostlar,
Yeni mizah yazılarımı "Haftalık Yarı Resmi GASTE" adındaki yeni mizah derginizde takip edebilirsiniz.
Bloga yeterince özen gösterememem iş yoğunluğumdandır.
Daha çok çalışacağım ve burada da sizlerle yazılarımı paylaşacağım söz.
Sitem eden arkadaşlara ek not... Teşekkür ederim, ben de sizleri çok seviyorum..
Koray Sıpçıkoğlu
www.resmigaste.com
Yeni mizah yazılarımı "Haftalık Yarı Resmi GASTE" adındaki yeni mizah derginizde takip edebilirsiniz.
Bloga yeterince özen gösterememem iş yoğunluğumdandır.
Daha çok çalışacağım ve burada da sizlerle yazılarımı paylaşacağım söz.
Sitem eden arkadaşlara ek not... Teşekkür ederim, ben de sizleri çok seviyorum..
Koray Sıpçıkoğlu
www.resmigaste.com
15 Kasım 2007 Perşembe
SENİN VE SENİN VE SENİN (Çeviri)
1920-2001 yılları arasında yaşamış bir İngiliz kriptografı olan Leo Marks’ın, çevirisini yaptığım bir şiirini sizlerle paylaşmak istedim. Sevgilerimle…
SENİN VE SENİN VE SENİN
Sahip olduğum bu hayat
Sahip olduğum her şeydir
Ve sahip olduğum bu hayat
Senindir…
Sahip olduğum bu hayatta
Sahip olduğum aşk
Senindir ve senin ve senin..
Sahip olacağım uyku,
Sahip olacağım erinç,
Hatta ölüm bile, sadece bir durgu
Uzun yeşil çimenlerdeki
Yıllarımın huzuru için
Senin olacak ve senin ve senin…
Şiir: Leo Marks
Çeviri : Koray Sıpçıkoğlu
SENİN VE SENİN VE SENİN
Sahip olduğum bu hayat
Sahip olduğum her şeydir
Ve sahip olduğum bu hayat
Senindir…
Sahip olduğum bu hayatta
Sahip olduğum aşk
Senindir ve senin ve senin..
Sahip olacağım uyku,
Sahip olacağım erinç,
Hatta ölüm bile, sadece bir durgu
Uzun yeşil çimenlerdeki
Yıllarımın huzuru için
Senin olacak ve senin ve senin…
Şiir: Leo Marks
Çeviri : Koray Sıpçıkoğlu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)