1920-2001 yılları arasında yaşamış bir İngiliz kriptografı olan Leo Marks’ın, çevirisini yaptığım bir şiirini sizlerle paylaşmak istedim. Sevgilerimle…
SENİN VE SENİN VE SENİN
Sahip olduğum bu hayat
Sahip olduğum her şeydir
Ve sahip olduğum bu hayat
Senindir…
Sahip olduğum bu hayatta
Sahip olduğum aşk
Senindir ve senin ve senin..
Sahip olacağım uyku,
Sahip olacağım erinç,
Hatta ölüm bile, sadece bir durgu
Uzun yeşil çimenlerdeki
Yıllarımın huzuru için
Senin olacak ve senin ve senin…
Şiir: Leo Marks
Çeviri : Koray Sıpçıkoğlu
15 Kasım 2007 Perşembe
30 Ekim 2007 Salı
BİZ UNUTURUZ
“Hayatım akşam gelirken ekmek almayı unutma”
“Tabii ki aşkım. Unutur muyum hiç?”
*******
Bütün gün iş güç, kolay değil ekmek parası kazanmak.
Akşama doğru eve dönüş yolunda kafada bir soru işareti belirir.
“Yahu hanım bir şey istemişti ama neydi? Nrydiii…Neydiii?”
Yok işte hatırlayamıyorum. En iyisi arayıp sormak.
“Alo, hayatım sen sabah benden ne istemiştin?”
“Hayda, aşkım ekmek istedim ya.. Bunu da mı unuttun?”
*******
Birkaç sene önce Ankara’da Yüzüncüyıl’dan Kızılay’a gitmek için
bizim durağın taksilerinden birine bindim.
Genelkurmay tarafı köprü yapımı nedeniyle, yukarı yol yani Dikmen tarafı
yol çalışması nedeniyle kapalı. Daha doğrusu tek şeride indirilmiş de
kapalıdan bir farkı yok.
Bizim taksinin şoförü veryansın edip duruyor.
“Bu Melih yüzünden ne hale geldik kardeşim. Bittik yahu.
Ben bu Melih’in……………”
Küfürler arka arkaya sıralanıyor.
********
Aradan bir hafta geçti, Genelkurmay tarafında yol açıldı.
Ben yine Kızılay’a gideceğim. Aynı taksiye denk geldim.
Şoför yine aynı. Fakat sanki birisi bir sihirli değnekle beynini
boşaltmış, hafızasını silivermiş.
“Yahu evlat, bizim bu belediye ne güzel çalışıyor. Aferin Melih’e değil mi?
Yiyor falan ama yine de yapıyor çocuk şimdi…”
Unutma süresi tam bir hafta.
Balık hafızasına çok yakın.
*********
Birisi kalkıyor “Ananı da al git…” diyor, unutuyoruz.
Şehitlere “kelle” diyor, unutuyoruz.
Bölücübaşı kuklaya “sayın” diyor unutuyoruz
Daha öncesinde bunların hocaları:
“Ben aspirini çikolataya kaplar size yuttururum” dedi unuttuk.
Bunların eskiden laikliğimize küfür ettiklerini bile unuttuk.
*********
Yıllarca bölücülerin başı rolünü oynayan kuklayı, kapattığımız yerde unuttuk.
400 milyar dolar borcumuzu unuttuk.
Daha dün özellikle “Evet” yazan tarafını beyaz,
“Hayır” tarafını kahverengi yaparak (İnsan doğasında elindeki
boyayıcı maddeyi en açık renkli zemine sürerek ne çıktığını görme dürtüsü vardır)
ucuz oyunlarla neye oy attığımızı bilmeden referandumlar yapıldı, ne yaptığımızı
neyi oyladığımızı sormayı unuttuk.
Bizim çocuklarımız ellerinde silahla dağlarda can verirken birilerini çocukları
nasıl olduğu hala açıklanamayan çürük raporlarıyla Amerikalarda ticarete atıldı,
şimdi köşelerinde yeller esen gazeteciler yazdı, çizdi.
Biz okuduk ama unuttuk.
Hatta bu uğurda köşelerinden kovulan, işlerinden atılan gazetecilerimizi de unuttuk.
*********
Bu ülkenin özgürlüğü adına dedelerimizin can verdiğini,
açlık ve sefaletle geçen yıllara rağmen bugün böyle güzel bir
vatana sahip olabilmemiz için verilen mücadeleleri unuttuk.
Okula giderken; her hafta başı, bayramlarda törenlerde okuduğumuz
Andımızı unuttuk.
*********
Katledilen gazetecilerimizi, yazarlarımızı,
yakılan sanatçılarımızı
asılan gencecik fidanlarımızı unuttuk.
Tarihimizi unuttuk.
********
Geçtiğimiz ay elliden fazla kınalı kuzumuzu
şerefsizler şehit etti.
Üç, beş gün bağırdık çağırdık, neredeyse unutacağız.
Yüzümüze “Bunları biraz oyalayın unuturlar zaten” dediler,
dediklerini bile unuttuk.
**********
Biz ki evimize ekmek götürmeyi bile unuturuz, telefon açar eşimize
“Ne istemiştin?” diye sorarız.
Biz unuturuz arkadaş, ne acı ki unuturuz.
Balıklar bile bizden daha uzun süre hatırlar ama biz unuturuz.
Çünkü bize unutturdular.
Neyi mi?
Aslında biz kim olduğumuzu unuttuk…
“Tabii ki aşkım. Unutur muyum hiç?”
*******
Bütün gün iş güç, kolay değil ekmek parası kazanmak.
Akşama doğru eve dönüş yolunda kafada bir soru işareti belirir.
“Yahu hanım bir şey istemişti ama neydi? Nrydiii…Neydiii?”
Yok işte hatırlayamıyorum. En iyisi arayıp sormak.
“Alo, hayatım sen sabah benden ne istemiştin?”
“Hayda, aşkım ekmek istedim ya.. Bunu da mı unuttun?”
*******
Birkaç sene önce Ankara’da Yüzüncüyıl’dan Kızılay’a gitmek için
bizim durağın taksilerinden birine bindim.
Genelkurmay tarafı köprü yapımı nedeniyle, yukarı yol yani Dikmen tarafı
yol çalışması nedeniyle kapalı. Daha doğrusu tek şeride indirilmiş de
kapalıdan bir farkı yok.
Bizim taksinin şoförü veryansın edip duruyor.
“Bu Melih yüzünden ne hale geldik kardeşim. Bittik yahu.
Ben bu Melih’in……………”
Küfürler arka arkaya sıralanıyor.
********
Aradan bir hafta geçti, Genelkurmay tarafında yol açıldı.
Ben yine Kızılay’a gideceğim. Aynı taksiye denk geldim.
Şoför yine aynı. Fakat sanki birisi bir sihirli değnekle beynini
boşaltmış, hafızasını silivermiş.
“Yahu evlat, bizim bu belediye ne güzel çalışıyor. Aferin Melih’e değil mi?
Yiyor falan ama yine de yapıyor çocuk şimdi…”
Unutma süresi tam bir hafta.
Balık hafızasına çok yakın.
*********
Birisi kalkıyor “Ananı da al git…” diyor, unutuyoruz.
Şehitlere “kelle” diyor, unutuyoruz.
Bölücübaşı kuklaya “sayın” diyor unutuyoruz
Daha öncesinde bunların hocaları:
“Ben aspirini çikolataya kaplar size yuttururum” dedi unuttuk.
Bunların eskiden laikliğimize küfür ettiklerini bile unuttuk.
*********
Yıllarca bölücülerin başı rolünü oynayan kuklayı, kapattığımız yerde unuttuk.
400 milyar dolar borcumuzu unuttuk.
Daha dün özellikle “Evet” yazan tarafını beyaz,
“Hayır” tarafını kahverengi yaparak (İnsan doğasında elindeki
boyayıcı maddeyi en açık renkli zemine sürerek ne çıktığını görme dürtüsü vardır)
ucuz oyunlarla neye oy attığımızı bilmeden referandumlar yapıldı, ne yaptığımızı
neyi oyladığımızı sormayı unuttuk.
Bizim çocuklarımız ellerinde silahla dağlarda can verirken birilerini çocukları
nasıl olduğu hala açıklanamayan çürük raporlarıyla Amerikalarda ticarete atıldı,
şimdi köşelerinde yeller esen gazeteciler yazdı, çizdi.
Biz okuduk ama unuttuk.
Hatta bu uğurda köşelerinden kovulan, işlerinden atılan gazetecilerimizi de unuttuk.
*********
Bu ülkenin özgürlüğü adına dedelerimizin can verdiğini,
açlık ve sefaletle geçen yıllara rağmen bugün böyle güzel bir
vatana sahip olabilmemiz için verilen mücadeleleri unuttuk.
Okula giderken; her hafta başı, bayramlarda törenlerde okuduğumuz
Andımızı unuttuk.
*********
Katledilen gazetecilerimizi, yazarlarımızı,
yakılan sanatçılarımızı
asılan gencecik fidanlarımızı unuttuk.
Tarihimizi unuttuk.
********
Geçtiğimiz ay elliden fazla kınalı kuzumuzu
şerefsizler şehit etti.
Üç, beş gün bağırdık çağırdık, neredeyse unutacağız.
Yüzümüze “Bunları biraz oyalayın unuturlar zaten” dediler,
dediklerini bile unuttuk.
**********
Biz ki evimize ekmek götürmeyi bile unuturuz, telefon açar eşimize
“Ne istemiştin?” diye sorarız.
Biz unuturuz arkadaş, ne acı ki unuturuz.
Balıklar bile bizden daha uzun süre hatırlar ama biz unuturuz.
Çünkü bize unutturdular.
Neyi mi?
Aslında biz kim olduğumuzu unuttuk…
5 Ekim 2007 Cuma
KAHVE BASKISI
KAHVE BASKISI
Degerli yegenim Memo,
Bu satırları siye bir şey danışabilmek için Hamza emmiye yazdırıyem. Yegenim evvela anayın, dedeyin, emiyin, emminoglu Hüsiin’in velhasıl tanıdık tanımadık aha da köydeki herkeşin bolca selamı var. Halan gızı Fado’yu emmin oglu Hüssin’e verdik. Ben garşı çıkıyem emme diynetemedim. Bebeleri ecük bücük çıkarısa günahı vebalı benden getti gayrı.
Her neyse yegenim sen şimdi merak ediysen diye haber verem. Bak yegenime söyliyem, Hıdır aganın gızı Zeyno, hala evdedir seni bekliyi. Göynünü ferah tutasan heç yalnışı yohtur. Hele bi okulu bitir memlekete dön, davullu zurnalı dernek dügün seni bekliyi. Hele de sözüm var, yegenime diyim, masrafın benden. Hele ki sen oku da abukat çık.
Koç yegenim Memo, sen ki böyük şeherde okıysen, bilse bilse bizim Memo bilir didim, sen de biliysen bizim burada beyle incelikli işlere kafası basacak ne adam çıkaaar ne de zaten öyle kafa var. Okuyan da bi sen çıktın ki rahmetli deyyus babey bile şüphe etti şek etti sen okuyanda. Hele ki bu bebe kimden ulan bizde böyle gafalı bebe çıkmaz deyi anayı eyi bi benzettiydi hatırlıyem.
Neyse yegenim sözü fazla dolandırmıyem Hamza emmi diyir ki senin daktilon mu var, kısa kes akıllı ol. Aha da şimdi edecegim sualı bilen ve derdimi verdigim bir Hamza emmin bir de sen varsan, daha da kimse bilmesin istiyem. Yegenim, bi halt ettik yengeni kazadaki okuma kursuna gönderdik. Eyi oldu okuyo da yazıyo da fakat gel gör ki bizim hatun okudukça bir garip oldu. Abuk subuk sualler desen onda. Yemiyi içmiyi kalın kalın kitaplar alıyi, oku babam oku. Ağşamınan yimeği ocakta koymuş yandırmış, hepimizi aç yatırdı vallah. Bişi de diyemiyok deli kibin hareketler oluştu bünyesinde. Bi laf ediyi aklım gidiyi.
Gafayı takmış; gadın hakkı, nezaket felan. Neyimiş ben gendisine deger veriy miymişim, yegenime diyim bir günden bir güne bir çiçek vermiş miyim gendine. En sonunda düneyin dedi ben gidiyem. Dedim gadın nere gidiysen hele. Dedi anamın evine gidiyem. Önce diyeceğdim dilimin ucuna geleni ya yuttum nefesimnen. Baktım ki ciddi, toplamış bohçayı gidiyi, dedim nedir lo senin derdin. Dedi biye çiçek al gelirem belki. Dedim otu bıtı çiçegi davara veriyik sen nedecen çiçegi, dedi romanda okumuş adam garısına çiçek veriyi çok ormantik neyse ondan oliyi. Çekti getti.
Şimdi yegenime diyim ben veririm çiçegi de biliysen anası gilin damı bizim gayfenin alt yolunda. Hele bir düşün beni elimde çiçeginen gayfenin önünden geçerken. Neler dimez hakkımda bu deyyuslar iki gün sonra. Himmet aga yumuşamış mı dirler, yuları garıya gaptırmış mı dirleer. Nedecem bilemiyem. Bizim gayfenin baskısı üstümde senin anlayacağın.
Eh koç yegenim sen şeher görmüş adamsın. Sizin oralarda mahalle baskısı neyin varımış. Onları gonuşurken bizim gayfenin biye baskısı olayını da bir çözsen diyim. Selametle cevabını bekliyem. Hamza emmin çok uzadı deyi söviyi bitiriyem.
Himmet dayın agzıynan yazan Hamza emmin
Degerli yegenim Memo,
Bu satırları siye bir şey danışabilmek için Hamza emmiye yazdırıyem. Yegenim evvela anayın, dedeyin, emiyin, emminoglu Hüsiin’in velhasıl tanıdık tanımadık aha da köydeki herkeşin bolca selamı var. Halan gızı Fado’yu emmin oglu Hüssin’e verdik. Ben garşı çıkıyem emme diynetemedim. Bebeleri ecük bücük çıkarısa günahı vebalı benden getti gayrı.
Her neyse yegenim sen şimdi merak ediysen diye haber verem. Bak yegenime söyliyem, Hıdır aganın gızı Zeyno, hala evdedir seni bekliyi. Göynünü ferah tutasan heç yalnışı yohtur. Hele bi okulu bitir memlekete dön, davullu zurnalı dernek dügün seni bekliyi. Hele de sözüm var, yegenime diyim, masrafın benden. Hele ki sen oku da abukat çık.
Koç yegenim Memo, sen ki böyük şeherde okıysen, bilse bilse bizim Memo bilir didim, sen de biliysen bizim burada beyle incelikli işlere kafası basacak ne adam çıkaaar ne de zaten öyle kafa var. Okuyan da bi sen çıktın ki rahmetli deyyus babey bile şüphe etti şek etti sen okuyanda. Hele ki bu bebe kimden ulan bizde böyle gafalı bebe çıkmaz deyi anayı eyi bi benzettiydi hatırlıyem.
Neyse yegenim sözü fazla dolandırmıyem Hamza emmi diyir ki senin daktilon mu var, kısa kes akıllı ol. Aha da şimdi edecegim sualı bilen ve derdimi verdigim bir Hamza emmin bir de sen varsan, daha da kimse bilmesin istiyem. Yegenim, bi halt ettik yengeni kazadaki okuma kursuna gönderdik. Eyi oldu okuyo da yazıyo da fakat gel gör ki bizim hatun okudukça bir garip oldu. Abuk subuk sualler desen onda. Yemiyi içmiyi kalın kalın kitaplar alıyi, oku babam oku. Ağşamınan yimeği ocakta koymuş yandırmış, hepimizi aç yatırdı vallah. Bişi de diyemiyok deli kibin hareketler oluştu bünyesinde. Bi laf ediyi aklım gidiyi.
Gafayı takmış; gadın hakkı, nezaket felan. Neyimiş ben gendisine deger veriy miymişim, yegenime diyim bir günden bir güne bir çiçek vermiş miyim gendine. En sonunda düneyin dedi ben gidiyem. Dedim gadın nere gidiysen hele. Dedi anamın evine gidiyem. Önce diyeceğdim dilimin ucuna geleni ya yuttum nefesimnen. Baktım ki ciddi, toplamış bohçayı gidiyi, dedim nedir lo senin derdin. Dedi biye çiçek al gelirem belki. Dedim otu bıtı çiçegi davara veriyik sen nedecen çiçegi, dedi romanda okumuş adam garısına çiçek veriyi çok ormantik neyse ondan oliyi. Çekti getti.
Şimdi yegenime diyim ben veririm çiçegi de biliysen anası gilin damı bizim gayfenin alt yolunda. Hele bir düşün beni elimde çiçeginen gayfenin önünden geçerken. Neler dimez hakkımda bu deyyuslar iki gün sonra. Himmet aga yumuşamış mı dirler, yuları garıya gaptırmış mı dirleer. Nedecem bilemiyem. Bizim gayfenin baskısı üstümde senin anlayacağın.
Eh koç yegenim sen şeher görmüş adamsın. Sizin oralarda mahalle baskısı neyin varımış. Onları gonuşurken bizim gayfenin biye baskısı olayını da bir çözsen diyim. Selametle cevabını bekliyem. Hamza emmin çok uzadı deyi söviyi bitiriyem.
Himmet dayın agzıynan yazan Hamza emmin
17 Eylül 2007 Pazartesi
GÜMÜŞ (Çeviri)
Sevgili Dostlar,
İmgelemleri ile ünlü, İngiliz şair ve yazar Walter de la Mare (1873 – 1956)’den yaptığım bir çeviriyi sizlerle paylaşmak istedim.
Bu şiiri okurken üşüdüğünüzü hissedebilirsiniz.
Sevgilerimle.
GÜMÜŞ (Walter de la Mare, 1873 – 1956)
Yavaş ve sessizce şimdi ay
Gecenin içinde yürüyor gümüş ayakkabılarıyla
O yana bu yana dikkatle bakıyor ve görüyor
Gümüş ağaçlardaki gümüş meyveleri
Birer birer pencereler yakalıyor
Gümüşi saz damlarda ışık demetlerini
Bir kütük gibi kulübesinde beliriyor
Gümüş pençeleriyle uyuyan köpek
Gölgeli korunaklarında beyaz sineleri gözlemleniyor,
Gümüş bir kuştüyü uykuda güvercinler
Ekin faresi koşturarak gidiyor
Gümüş pençeleri ve gümüşgözleriyle
Ve suda hareketsiz balık parıldıyor
Gümüş derenin içinde gümüş sazların yanında
Şiir: Walter de la Mare
Çeviri : Koray Sıpçıkoğlu
İmgelemleri ile ünlü, İngiliz şair ve yazar Walter de la Mare (1873 – 1956)’den yaptığım bir çeviriyi sizlerle paylaşmak istedim.
Bu şiiri okurken üşüdüğünüzü hissedebilirsiniz.
Sevgilerimle.
GÜMÜŞ (Walter de la Mare, 1873 – 1956)
Yavaş ve sessizce şimdi ay
Gecenin içinde yürüyor gümüş ayakkabılarıyla
O yana bu yana dikkatle bakıyor ve görüyor
Gümüş ağaçlardaki gümüş meyveleri
Birer birer pencereler yakalıyor
Gümüşi saz damlarda ışık demetlerini
Bir kütük gibi kulübesinde beliriyor
Gümüş pençeleriyle uyuyan köpek
Gölgeli korunaklarında beyaz sineleri gözlemleniyor,
Gümüş bir kuştüyü uykuda güvercinler
Ekin faresi koşturarak gidiyor
Gümüş pençeleri ve gümüşgözleriyle
Ve suda hareketsiz balık parıldıyor
Gümüş derenin içinde gümüş sazların yanında
Şiir: Walter de la Mare
Çeviri : Koray Sıpçıkoğlu
12 Ağustos 2007 Pazar
KIŞIN AKŞAMVAKTİ (Çeviri)
1913’te İngiltere’nin saray şairi seçilen Robert Bridges’ten yaptığım bir çeviriyi sizlerle paylaşmak istedim.
Sevgilerimle
KIŞIN AKŞAMVAKTİ
Gün batmaya başlamıştı
Sona ermekteydi akışı
Ama hiçbir şey yerini söylemiyordu
Nereden güneşin batışı
Puslu karanlık derinleşiyordu
Dar sokakların yukarısında
Duyabilirdiniz ama göremezdiniz
Yolunu bulabilenin kayboluşunda
Bir motor nefes nefese mırıldanmaktaydı
Gecenin içinden
Azalan dumanı kaybolmaktaydı
Alçalan gökyüzünden
Sırılsıklam dallardan sular damlıyordu
Gecenin derinlerinden
Damlalar kesilmeyecekti
Ağaçlık yolun içinden
Evin içinde uzun bir adam
İskemlesi dayanağı
Biliyordu bir daha asla
İlkbaharı koklayamayacağını
Kalbi işten yıpranmıştı
Başı dönüyor ve bezmiş
En yakındaki saman yığınına bile
Kalkıp gidememiş
Ömrünün sabahını düşünüyordu
Sağlıklı, güçlü yıllarını
Ve cesaretle karşılayabiliyordu
Gecesinin karanlığını ve gözyaşlarını
Robert Bridges
Çeviri: Koray Sıpçıkoğlu
Sevgilerimle
KIŞIN AKŞAMVAKTİ
Gün batmaya başlamıştı
Sona ermekteydi akışı
Ama hiçbir şey yerini söylemiyordu
Nereden güneşin batışı
Puslu karanlık derinleşiyordu
Dar sokakların yukarısında
Duyabilirdiniz ama göremezdiniz
Yolunu bulabilenin kayboluşunda
Bir motor nefes nefese mırıldanmaktaydı
Gecenin içinden
Azalan dumanı kaybolmaktaydı
Alçalan gökyüzünden
Sırılsıklam dallardan sular damlıyordu
Gecenin derinlerinden
Damlalar kesilmeyecekti
Ağaçlık yolun içinden
Evin içinde uzun bir adam
İskemlesi dayanağı
Biliyordu bir daha asla
İlkbaharı koklayamayacağını
Kalbi işten yıpranmıştı
Başı dönüyor ve bezmiş
En yakındaki saman yığınına bile
Kalkıp gidememiş
Ömrünün sabahını düşünüyordu
Sağlıklı, güçlü yıllarını
Ve cesaretle karşılayabiliyordu
Gecesinin karanlığını ve gözyaşlarını
Robert Bridges
Çeviri: Koray Sıpçıkoğlu
11 Ağustos 2007 Cumartesi
BİR GÜN YENİDEN AYNALARLA DOST OLACAKSIN
BİR GÜN YENİDEN AYNALARLA DOST OLACAKSIN
Korkularını yakalamaya çalıştığını gördüm. Titredin, çocuksu ama sinsi bir gülücük yerleşti dudaklarına. İlk kaybedişinden bu güne kadar çektiğin tüm iç acılarını silip atmak isteği dudak ucundaki o aşağılık kıvrıma oturmuş, seni senden uzaklaştıran o bakışın en önemli unsurunu oluşturuyordu. Bilinmezlik kaderin olsun istemezdin. Kimse istemez. İyi de, kim bilebilir hangi aşkın sonucunun ne olacağını? Çok fazla yaşamak lazım, çok badireler atlatmak. Fena sayılmazsın bu konuda. Herkesin derdi kendine dağ görünür, seninki de sana, yadsınamaz.
Ağlamanın hiçbir işe yaramadığını şimdiye kadar öğrenmiş olman gerekiyordu. Benim sana anlatmam ne ifade edecek ki? Zaten bildiklerini hatırlatmaktan öteye gidemem. Boş bir dünyanın boş bir köşesine fırlatıldığını bir süre düşünmek, hissetmek zorundasın kendini yeniden bulmak için. Bu yediğin ilk kazık değil, son hüsranın da olmayacak. Alışmak zorundasın. Karşındakiler sen değil. Vermekten vazgeçmediğin sürece alamayacaksın. Ellerin boş kalacak.
Sabrın mı kalmadı? Ya sana katlananlar? Ya senin ardından ağlayanlar.? Hep onlar suçlu zaten. Sen kendini bulmaya çalışırken kobay ettiklerinin vebalini kimlerin ödemesini isterdin? Aynadır hayat, döner dolaşır kendini görürsün. Sadece o anını yansıtmasını bekleme. Tüm izleri kare kare kalır hayatın sırlı camlarda. Silemezsin, boşuna uğraşma. Tüm karelerde var olacaksın çünkü bu senin aynan. Sadece karanlıkta korunabilirsin kendinden. Karanlıkta kendini göremezsin aynanda. Başka bir problem var şimdi de. Karanlık seni sadece senden koruyabilir. Çevrende olan bitenler devam edecek ve ışık olmadan kendini bunlardan koruman imkânsız. Hep güzel şeyler olmayacak. Birkaç yumruk uçuşacak, birkaç tokat. Kendinden korunacaksın, kendi tokatlarından; bu sefer başkaları vuracak.
Çağır kendini. Bağıra bağıra ismini söyle. Çatlasın aynan. Kaç herkesten, kaç çevrendekilerden. Bir karanlık kutuya hapset kendini. Bir demli çay içmek istediğinde çay kaşığınla, bir bardak su istediğinde sudaki aksinle yüzleşeceksin. Varlıklar sana düşman. Tüm var olanları yık, bir boşluğa at kendini. Aynanın kırık parçaları parçalayacak yüzünü, ellerini.
Yara bere içinde son bulacak hayatın bir zaman diliminin en bilmediğin noktasında.
Bence vazgeç bu savaştan. Toparla kendini. Ağlama artık. Kırdığın aynanın arta kalan parçalarını da topla avucuna. Düz bir yerde birleştir birleştirebildiğin kadarını. Kendini bul yeniden. Kendini gör. En perişan halinde mutlu olacaksın. Kendini özlediğini ve başka gerçek dostun olmadığını anlayacaksın.
Canın öyle çok yanacak ki zamanla, bir gün yeniden aynalarla dost olacaksın.
Korkularını yakalamaya çalıştığını gördüm. Titredin, çocuksu ama sinsi bir gülücük yerleşti dudaklarına. İlk kaybedişinden bu güne kadar çektiğin tüm iç acılarını silip atmak isteği dudak ucundaki o aşağılık kıvrıma oturmuş, seni senden uzaklaştıran o bakışın en önemli unsurunu oluşturuyordu. Bilinmezlik kaderin olsun istemezdin. Kimse istemez. İyi de, kim bilebilir hangi aşkın sonucunun ne olacağını? Çok fazla yaşamak lazım, çok badireler atlatmak. Fena sayılmazsın bu konuda. Herkesin derdi kendine dağ görünür, seninki de sana, yadsınamaz.
Ağlamanın hiçbir işe yaramadığını şimdiye kadar öğrenmiş olman gerekiyordu. Benim sana anlatmam ne ifade edecek ki? Zaten bildiklerini hatırlatmaktan öteye gidemem. Boş bir dünyanın boş bir köşesine fırlatıldığını bir süre düşünmek, hissetmek zorundasın kendini yeniden bulmak için. Bu yediğin ilk kazık değil, son hüsranın da olmayacak. Alışmak zorundasın. Karşındakiler sen değil. Vermekten vazgeçmediğin sürece alamayacaksın. Ellerin boş kalacak.
Sabrın mı kalmadı? Ya sana katlananlar? Ya senin ardından ağlayanlar.? Hep onlar suçlu zaten. Sen kendini bulmaya çalışırken kobay ettiklerinin vebalini kimlerin ödemesini isterdin? Aynadır hayat, döner dolaşır kendini görürsün. Sadece o anını yansıtmasını bekleme. Tüm izleri kare kare kalır hayatın sırlı camlarda. Silemezsin, boşuna uğraşma. Tüm karelerde var olacaksın çünkü bu senin aynan. Sadece karanlıkta korunabilirsin kendinden. Karanlıkta kendini göremezsin aynanda. Başka bir problem var şimdi de. Karanlık seni sadece senden koruyabilir. Çevrende olan bitenler devam edecek ve ışık olmadan kendini bunlardan koruman imkânsız. Hep güzel şeyler olmayacak. Birkaç yumruk uçuşacak, birkaç tokat. Kendinden korunacaksın, kendi tokatlarından; bu sefer başkaları vuracak.
Çağır kendini. Bağıra bağıra ismini söyle. Çatlasın aynan. Kaç herkesten, kaç çevrendekilerden. Bir karanlık kutuya hapset kendini. Bir demli çay içmek istediğinde çay kaşığınla, bir bardak su istediğinde sudaki aksinle yüzleşeceksin. Varlıklar sana düşman. Tüm var olanları yık, bir boşluğa at kendini. Aynanın kırık parçaları parçalayacak yüzünü, ellerini.
Yara bere içinde son bulacak hayatın bir zaman diliminin en bilmediğin noktasında.
Bence vazgeç bu savaştan. Toparla kendini. Ağlama artık. Kırdığın aynanın arta kalan parçalarını da topla avucuna. Düz bir yerde birleştir birleştirebildiğin kadarını. Kendini bul yeniden. Kendini gör. En perişan halinde mutlu olacaksın. Kendini özlediğini ve başka gerçek dostun olmadığını anlayacaksın.
Canın öyle çok yanacak ki zamanla, bir gün yeniden aynalarla dost olacaksın.
9 Ağustos 2007 Perşembe
GALİBİYET - HÜZÜN
GALİBİYET
Dalgaların
Dalgakırana
Galibiyetidir,
Kavuşmak…
HÜZÜN
Dalgakıranın dirayeti
Hüznüdür kumsalın…
Dalgaların
Dalgakırana
Galibiyetidir,
Kavuşmak…
HÜZÜN
Dalgakıranın dirayeti
Hüznüdür kumsalın…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)